Ali'nin Dünyası
Ali, yaklaşık on dakikalık bir yürüme mesafesinden sonra evine vardı. Aslında evine değil, yine istemediği halde ders çalışıyormuş gibi yapacağı bir akşama varmıştı. Annesinin defalarca onu uyarmasına rağmen anahtarını yanına almamıştı ve bu sebeple zile basmak zorundaydı. Basmakla basmamak arasında bir müddet düşündü. Çünkü okul dönüşü zile basmanın onun için iki olumsuz yönü vardı; birincisi annesinden işiteceği azar, ikincisi öğle uykusunun sonuna doğru yaklaşmış olan kız kardeşinin uykudan uyanma ihtimali. Kardeşini güzel uykusundan uyandırmaya kıyamadı ve zihnini meşgul eden bu ikircimi, kendisini feda ederek söküp attı ve komşulardan birinin ziline bastı. Kardeşinin uykusunu bölmeye kıyamadığı gibi annesinin azarlarını işitmeye de hiç niyeti yoktu.
Nihayet kapı açıldı. Ağır adımlarla asansöre doğru yürüdü. Asansör her zamanki gibi üçüncü kattaydı. Üçüncü katın sakinleri asansörün sadece kendilerine hizmet eden bir araç olduğuna inanıyorlardı ve diğer apartman sakinlerine karşı bu hususta asla saygı göstermiyorlardı. Nasıl mı? Sürekli asansörün diğer katlara gitmesini engelleyerek ve kapısının kapanmaması için araya engeller koyarak. Bir gün mutlaka bir gün bu konuda onlarla tartışacağını biliyordu ama o günün bugün olmadığından emindi. Bu sebeple içinden söylenmekle ve asansörü çağırmakla yetindi. Asansörün kapısının açılmasıyla Ali'nin asansör kabinine kendini bırakması bir oldu. Asansör yorulmuş, bakımları tam yapılmamış, geçerli etiket rengini alamamış haliyle Ali'yi dördüncü kata doğru çıkardı ve bıraktı. Neticede o bir makineydi ve yorulmaya, yorulduktan sonra dinlenmeye hakkı yoktu.
Asansör kapısı yeterince rahatsız eden bir ses çıkararak kapandıktan sonra Ali, apartman katına sinmiş, etrafı fazlasıyla kuşatmış güzel yemeklerin ona sunduğu yoğun kokuyla beraber kapının önüne geldi ve usulca kapıyı tıkladı. Biraz üzerinde dursa dikkatli bir şekilde koklasa hangi evin hangi yemeği yaptığını hemencecik anlayacaktı. Ama onun için önemli olan annesinin hangi yemeği yaptığıydı. Ve kapıyı tıklarken aldığı koku onu fazlasıyla mutlu etmişti. Çünkü eğer yanılmıyorsa annesi, Ali’nin en sevdiği yemeği yapmıştı.
Kapıdan yüksek bir ses geldi; “kim o?” Ali annesinin sinirlerini hoplatacağını bildiği halde hemen cevabı yapıştırdı; ”ben” “sen kimsin?” “Of benim anne ben Ali her gün aynı şeyi neden bana yaşatıyorsun? Bu saatte eve başka kim gelebilir ki” dedi ve ilk sinir boşalmasını kapıdan içeri girerken yaşamış oldu. Annesi de “oğlum olur mu hiç öyle şey? Hırlısı var hırsızı var tedbir almak fena mı? Sende “ben” demek yerine Aliyim desen ölür müsün yahu” diyerek cevap verdi... İşte Ali’nin dünyası, ders çalışmak istemediği halde çalışıyormuş gibi yapacağı eve adım atmasıyla başlamış oldu.
Bu bölümü beğendiniz mi?